Kekemelik Nedenleri İle İlgili Görüşler ve Kuramlar

Bugüne kadar yapılan çalışmalarda kekemeliğin nedenlerine ilişkin kesin bir sonuç elde edilememekle birlikte bu konuda pek çok görüş bulunmaktadır.  
- Van Riper’a (1975)  göre  kekemelik, respirasyon (soluklama),  fonasyon (ötümleme) ve artikülasyon eşgüdümünde meydana gelen aksaklıkların sonucunda ortaya çıkar.
-  Zimmermann (1985),  kekemelik, konuşmada devreye giren yapıları etkileyen beyin sapı  reflekslerinin anormal bir biçimde uyarılması ya da baskılanması sonucunda ortaya çıkar.
- Sigmund Freud genel olarak kekemeliği kişilik bozukluklarının kısmen konuşma bozukluklarında yansımasını bulan nevrotik bozukluk olarak benimsemiştir.
- Norman Geschwind (1985) (Hormonal Kuram), Testesteron hormonu fetüs beyninde nöral gelişimi geciktirmektedir. Sağ yarıküre daha önce geliştiği için, sol yarıküredeki etkisi daha büyük olmaktadır. Erkek fetüs, dişi fetüse göre daha yüksek dozda testesteron hormonuna maruz kalacağından, erkeklerde sol beyin gelişiminde gecikme daha yaygın olacaktır. Erkeklerde sol beyin ile ilgili işlemlerde sorunlar daha sık görülecektir (dil ve konuşma gelişimi, disleksi, kekemelik) vb. Ancak bu görüş kekemelikle ilgili tam bir açıklama getirememektedir
- Orton-Travis’in Serebral Başatlık Kuramına göre, konuşma organları (dil, çene, dudak vb.) konuşmayı sağlayan sinirsel uyarımları iki yarıküredeki ayrı kaynaklardan almaktadır.  Konuşma eyleminin düzgün ve akıcı olabilmesi için, bu iki farklı kaynaktan gelen uyarımın doğru bir biçimde senkronize çalışması gerekmektedir. Bunun için de bir yarıkürenin diğerine göre daha üstün (başat) olması gerektiği ve başat olmayan yarıkürenin başat olanın temporal uyarımlarını kabul etmesidir. Başatlığın olmaması durumuda ise her iki yarıküre de işlevlerini ayrı ayrı sürdüreceğinden, ‘konuşma’ kaslarının iki yarısı zayıf eşleniklik yüzünden konuşmada aksaklıklar ortaya çıkacaktır.
- Sheehan’ın  görüşüne göre kekemelik, konuşma isteği ile konuşmadan kaçınma çelişkisinden ortaya çıkmaktadır. Konuşma isteği kaçınma isteğinden yeterince güçlüyse ‘normal konuşma’ kaçınma güdüsü daha yüksekse ‘konuşmama’ görülür. Ancak bu iki güdünün birbirine eşdeğer olduğu durumlarda ise ‘kekemelik’ ortaya çıkmaktadır.  
Günümüzde “yatkınlık kuramı”na göre kekemelik, kalıtsal yatkınlık ile birlikte hızlandırıcı çevresel faktörlerin ürünüdür.
Bloodstein (1995) geçmiş dönemlerde çocuğun konuşmasının akıcılığının bozulması korku, hastalık, üzüntü, ebeveyn kaybı, şok vb. çevresel etmenlere bağlanmaktaydı oysa günümüzde kekemelikle ilgili kuramların çoğunluğu baskı altındayken konuşmada görülen aksaklıklara yapısal ve organik faktörlerin neden olduğu görüşünde birleştiklerini ifade etmiştir  (Konrot,A., 2008).